SEVGİLİ ÖĞRETMENİM
Eğer kişi tahsil hayatını devam ettirmiş ise, bu süreçte birçok öğretmeni
olmuştur.
Gerçi devam ettiyse yukarı sınıflarda öğretmenin adı “hoca” olur; ama ben
“hoca” sıfatına hiç alışamadım. Onun için buradan tüm ilk-orta-lise ve yüksek
öğrenim sürecinde hep ellerinden geldiğince bana bir şeyler öğreten veya
öğretmek için çabalayan tüm öğretmenlerime saygılarımı, sevgilerimi yolluyorum. Hepsinin ellerinden saygı ve sevgiyle öpüyorum.
Kuşkusuz hepsi benim sevgili öğretmenim…
Buradan bakınca benim öğretmenlerimin ve benden önceki öğretmenlerin
sanki şimdiki öğretmenlerden farklıymış gibi olduklarını düşünürüm. Bu fark
onlardan mı? Yoksa bizden mi kaynaklanıyor? Bunu okuyanlar değerlendirsin.
Ben burada sevgili öğretmenlerimden birini diğerlerinden farklı anıyor;
onu biraz daha öne çıkarıyorum.
Çünkü eğitim hayatımızda bugün en önemli sorun olan kitaba ilgisizliği,
kitap sevgisizliğini sanki o fark etmişti. Kendisi müzik öğretmeniydi. İlçede
ilkokul ve ortaokullarının müzik dersine o giriyordu.
Zaten o yıllar ilçede bir ilkokul bir de ortaokul vardı. Bu öğretmenimiz
aynı zamanda halkevinde (ki o zaman ilçemizde halkevi vardı) halk
kütüphanesinde öğretmenlik yapıyordu. Yine o zamanda ilk ve ortaokulda koro ve
müsamere çalışmalarını yönetiyordu.
Ama ben onu kütüphane öğretmenliğiyle anıyorum. O gerçekten kütüphaneye
gelen bütün öğrencilere şefkat gösterir, hatta halktan kitap okumaya veya
almaya gelenlere de aynı ilgi ve saygıyı gösterirdi.
İnanın onun kütüphane öğretmenliği sırasında terzi, berber bütün esnaf,
çifte çubuğa giden gençler çok iyi birer kitap okuru olmuştu.
İşte ben o sevgili öğretmenimin başına adeta bela olmuştum; ama o hiç
sızlanmamıştı.
Okuldan çıkınca, hafta sonları, tüm tatillerde kütüphaneden çıkmıyordum. O
yıllarda diğer çocukların hoşlandığı top, oyun gibi şeylerden çok daha fazla
kitap okumayı seviyordum. Bir kitaba başladın mı bırakamıyordum.
O öğretmenim sabırla benim kitabı bitirmemi beklerdi. Mesai saati biter,
güneş batar; gün geceye döner ben kitap okumaya devam ederdim.
Artık gece olunca gelir başıma dikilir hiç sıkmadan kulağımı tutar veya
eğilip yavaşça “karnım çok aç” veya “uykum geldi gidelim, yarın gelirsin” diye
uyarırdı.
Bu öyle bir gün, iki gün değil; kütüphaneye gitmeye başladığım ilkokul
ikinci sınıftan ortaokulu bitirinceye kadar devam etti.
Hiç sızlanmadan yalnız beni (çünkü diğer çocuklar çoktan gitmiş olurdu)
gece yarılarına kadar beklerdi.
Çok küçük yaşlarda başlayıp ilkokul ikinci sınıftan itibaren edindiğim
düzenli okuma ve kitap sevgim bütün yaşamım boyunca sürdü.
Kitap okuyarak geliştirdiğim kelime bilgim sayesinde isteyince olağanüstü
başarılar elde ettim. İsteyince diyorum. Ortaokul sonrası yaptığım yanlış okul
seçimiyle yöneldiğim mühendisliği hiç sevmedim ve istemedim. Derslerimde çok
başarılı olduğum halde gerek o yılların koşulları, gerekse isteksizlik
nedeniyle eğitim yaşamım başarıyla sonuçlanmadı. Ama bu tamamen kendi kusurum.
Ancak sevgili öğretmenimin de katkılarıyla edindiğim kitap okuma
alışkanlığıyla okuduğum kitaplar benim en büyük dostum oldu.
Yaşadığım karşılaştığım birçok zorlukları o kitapların verdiği bilgi,
destek ve yaşama gücü sayesinde çok kolay aştım. Binlerce on binlerce insanın
yaşamını öğrendim. Yüz bin, milyon, milyarlarca insanın tarihsel süreç içinde
yaşam biçimleri hakkında bilgi sahibi oldum. Bu sırada insanı tanıdım, insanı
öğrendim. İnsanın kötü, çirkin özelliklerinin yanında olağanüstü
güzelliklerinin de olabileceğinin fakına vardım. İnsanın korkularını öğrendim.
Korkuyu tanıdım, korkmanın ne olduğunu öğrendim. O korkuların nasıl
yenileneceğini veya o korkularla birlikte nasıl korkmadan yaşanabileceğini
öğrendim…
O korkuların aydınlanmış gelecek için savaşımla, aydınlanmış insan
sevgisiyle, aydınlanmaya inanarak, aydınlanmış insanlara güven duyarak
aşılacağını, korkusuz günlere ancak öyle ulaşılabileceğini öğrendim. Önümde
ardımda milyonlarca, milyarlarca farklı farklı hayat olduğunu öğrendim.
Kıskanmamayı, kıskana kıskana geçen bir ömrün insanın hayatını cehenneme çevireceğini
öğrendim. İnsan olmayı, insanı sevmeyi öğrendim. En önemlisi kişilerle
olaylarla değil, onların ötesinde olanların farkına varmayı öğrendim.
En yalnız olunan, tek başına kalan pek çok insanı umutsuzluğa düşürecek
anlarda bile yalnız kalmadım. Yalnız kalınmayacağını öğrendim. En büyük
güçlüklerde bile sabırlı olmayı, soğukkanlı kalabilmeyi öğrendim.
İşte bana bu sevgiyi, bu yaşama sevincini edinmemde; şefkatiyle,
sevgisiyle, olağanüstü sabrıyla emeği geçen sevgili öğretmenim, hayat
öğretmenimi sevgiyle hatırlıyorum.
Toplumsal aydınlanma sürecinde çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığı
kazandırarak aydınlık geleceğimizi kurmada özellikle öğretmenlerimize çok
önemli görev düştüğünü bilerek geçmişte tanıdığım öğretmenimi burada hatırlamak
istedim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder